Akıllı Şehirler: Fütüristik Bir Senaryo Mu? Ekolojik Zorunluluk Mu?

Teknoloji çağının değişim ve dönüşüm etkisi yaşamın neredeyse tüm alanlarında kendini gösteriyor. 2021 yılında gündelik hayatın her köşesinde teknolojinin ve inovasyonun izlerine rastlamak mümkün. Ceplerimizdeki telefonlar bile ‘akıllı’ addedilirken, bu teknolojik inovasyon fırtınası yaşadığımız mekanları, şehirleri de es geçmeden değişime uğratmaya; ve bu doğrultuda, ‘akıllı şehir’ gibi konseptlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Değişim ve dönüşüm süreçleri dünyanın pek çok yerinde yaşanıyor. Ancak, bir şehrin akıllı şehir olarak anılması için pek çok kriteri karşılıyor olması gerek. Peki, nedir bu ‘akıllı şehir’ konsepti? Yalnızca fütüristik bir senaryo mu? Yoksa, sürdürülebilir enerjinin teşvik edilmesi, ekolojik dengenin devamlılığı için kesinlikle ‘inşa etmemiz’ gereken yapay bir oluşum mu?

Klişe bir ifadeyle söylemek gerekirse, akıllı şehir kavramının üzerinde konsensusa varılmış bir tanımı yok. Yine de bu durum, kavramı herhangi bir muğlaklığa sürüklemiyor veya ‘teknolojik bir fantezi’ haline indirgemiyor. Çünkü, dünyanın birçok bölgesinde akıllı şehirlere yönelik yeni düşünce, girişim, proje ve yatırımlar günden güne artarak daha fazla ön plana çıkıyor. Yapılan genel tanımlara baktığımızda, kaynakların daha verimli kullanımı ve daha az emisyon gibi enerji odaklı yaklaşımlar doğrultusunda teknolojinin ve dijital unsurların şehir hayatına entegrasyonu şeklinde yaygın bir tanımlamanın kullanıldığı söylenebilir.

AB Komisyonu akıllı şehirleri tanımlarken ‘akıllı kentsel ulaşım araçlarından, geliştirilmiş su temininden, geri dönüşüm tesislerinden, aydınlatma ve ısınma gibi ihtiyaçların daha verimli bir biçimde karşılanmasından ve güvenli kamu alanlarından’ bahsediyor. Aslında bir diğer ifadeyle; tıpkı akıllı telefonların bireylerin günlük yaşantısını kolaylaştırmasına benzer biçimde, akıllı şehir konseptinin de sürdürülebilirlik ve enerji tasarrufu sağlama gibi amaçları itibariyle, şehir hayatında verimliliği arttırma, yani toplumsal yaşantının belirli bir düzen içerisinde devam ettiği şehirlerdeki yaşantıyı kolaylaştırmaya yönelik her türlü uygulamayı kapsadığı söylenebilir. Nitekim; akıllı şehir kavramının sahip olduğu ‘akıllı’ sıfatı, bahsi geçen şehirde yaşamakta olan insanların ihtiyaçlarına hızlıca yanıt verebilme, en genel tabirle ise refah üretebilme kabiliyetini temsil eder.

Çevre dostu akıllı şehir Fujisawa, Japonya (www.chingum.com)

Akıllı Şehrin Nitelikleri

Bir şehrin akıllı şehir olarak nitelendirilebilmesi için sahip olması gereken bazı özellikler olduğundan söz etmiştik. Peki bunlara neleri örnek verebiliriz? Bölgeden bölgeye, ihtiyaç önceliğine göre uygulanacak strateji ve planlar değişiklik gösterebiliyor olsa da, genel itibariyle akıllı şehri oluşturan bileşenlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz;

  • Sürdürülebilir enerji kullanımı (güneş, hidrolik, jeotermal, dalga, biyokütle, hidrojen, rüzgar enerjisi)
  • Atık yönetimi (geri dönüşüm uygulamaları)
  • Verimli şehir içi ulaşımı (bireysel olarak kiralanabilen bisiklet, scooter gibi alternatif ulaşım araçları) ve toplu taşıma araçları
  • Çok sayıda yürünebilir ve yeşil alan
  • Ekonomik kalkınma ve gelişmiş barınma imkanları
  • Güvenli kamu alanları
  • Şehir hayatına entegre edilen güvenli dijital iletişim ağları / Nesnelerin interneti (IoT)

Nisan – Mayıs 2020’de 109 farklı şehirden yüzlerce insanla yapılan ankette beş temel alanda şehirleri hakkında sorular soruldu: sağlık ve güvenlik, mobilite, faaliyetler, fırsatlar ve yönetişim. Yapılan anketler doğrultusunda 2020 Akıllı Şehir Endeksi raporu Helsinki, Singapur ve Zürih’i listenin ilk sıralarına yerleştirdi. Bu üç şehrin yanısıra Oslo, Cenevre, Kopenhag, Amsterdam, Barcelona, Reykjavik, Bristol gibi şehirler de akıllı şehir uygulamaları ile ön plana çıkıyor. Peki bu şehirlerin bu listelerde bulunmasını sağlayan özellikleri neler? Hangi uygulamalar bir şehri daha yaşanabilir, daha sakin, temiz ve doğa ile uyumlu hale getiriyor? Akıllı şehir dendiğinde akla gelen şehirler neyi, nasıl yapıyor; kısaca inceleyelim.

Akıllı Uygulama ve Stratejileri ile Ön Plana Çıkan Şehirler

Singapur

Güneydoğu Asya’da küçük bir ada ülkesi olan Singapur, akıllı kentsel dönüşüm uygulamaları vasıtasıyla çok sayıda turist çekebilen bölgelerden biri. Özellikle, otonom araçların yaygınlaşması ve araç paylaşım sisteminde elektrikli araçların kullanımı  ile ön plana çıkıyor.

Yaklaşık 6 milyon nüfusu olan Singapur’da konut planlaması yapılırken akıllı teknolojilerden faydalanılıyor. Singapur hükümeti, 2022 yılına kadar tüm kamu yolları için akıllı, enerji tasarruflu aydınlatma uygulamayı ve 6 bin binanın çatısına güneş panelleri kurmayı planlıyor.

Singapur’daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi kampüsünde kullanılmakta olan otonom araçlar, 2022’den itibaren toplu taşımada da kullanılacak. (https://www.bbc.com/news/business-42090987)

Singapur’da yaşlı nüfus oranı oldukça yüksek. 2050’ye kadar nüfusun neredeyse yarısı 65 yaş ve üzeri olacak. Bu sebeple, yaşlılara yönelik dijital sağlık hizmetleri sunuluyor. TeleHealth uygulamasıyla yaşlıların sağlık durumu dijital randevularla takip ediliyor, TeleRehab uygulamasıyla da evde düzenli olarak egzersiz yapmaları sağlanıyor.

Reykjavik, İzlanda

2040’a kadar Reykjavik, yalnızca yürüyüş ve bisiklet kullanımı değil, aynı zamanda toplu taşıma araçlarının kullanımını da teşvik ederek sera gazı emisyonunu minimuma indirmeyi planlıyor. İzlanda’da çok sayıda volkanik dağ bulunuyor. Bu potansiyel, ülkenin ısınma ve elektrik ihtiyacının neredeyse tamamen hidroelektrik ve jeotermal kaynaklardan elde edilmesini sağlıyor. Bu da daha az hava kirliliği ve sürdürülebilir bir şehir hayatı demek.

Bristol, İngiltere

Bristol, İngiltere’nin Güney-Batı bölgesinde bulunan ve yarım milyona yakın nüfusa sahip bir şehir. 2015 yılında Bristol’de, ulaşım ihtiyaçları için €500 milyonluk bir bütçe ve yenilenebilir enerji amaçlarına tahsis edilen €300 milyonluk bir sürdürülebilir iyileştirme planı taahhüt edildi. 2005 ile 2010 yılları arasında Bristol, enerji kullanımını %16 oranında azaltmayı başardı. Bristol, sera gazı emisyonunu 2020’ye kadar %40 ve 2050’ye kadar %80 azaltmayı hedefliyor.

Portland, ABD

Amerika’nın en yeşil şehirlerinden biri olarak bilinen Portland, yenilenebilir enerji ve çevre odaklı olması ile ön plana çıkıyor.  Şehirde yaklaşık 250 millik (400 km’den fazla) bisiklet yolunun bulunduğu ve Portland’da yaşayan nüfusun 25%’inin işe gitmek için bisiklet kullandığı ifade ediliyor.

ABD genelinde yenilenebilir enerji kullanımı 15%’ten daha düşük bir orana sahip. Portland’da bu oran 33% civarlarında. Dünyadaki diğer eko-şehirlerle kıyaslandığında çok düşük bir oran olsa da, ABD içerisinde Portland’ın bu yönüyle ön plana çıktığı söylenebilir. Buna ek olarak, Portland’ın atıkların 60% oranda geri dönüştürülebildiği bir atık geri dönüşüm planına sahip olduğu ve plastik poşet kullanımını ABD’de yasaklayan ilk şehirlerden biri olduğu söyleniyor.

Kophenag, Danimarka

Kophenag, 2025 yılına kadar sera gazı emisyonunu sıfıra indirmeyi ve karbon nötr olmayı hedefleyen şehirlerden bir diğeri. 1995 yılından beri emisyon oranı Kopenhag’ta 50% oranında azaltılmış.

Cophenagen Solutions Lab, 2017 yılında şehrin trafiğini, hava kalitesini, atık yönetimini, enerji kullanımını ve benzer diğer öğeleri izleyen ve operasyonların gerçek zamanlı olarak karşılaştırılmasını sağlayan bir sistem dolayısıyla ödül aldı. Yakıt fiyatlarına, trafik hareketlerine ve hava durumuna göre enerji kullanımını optimize etmek amacıyla elektrikli araçlar için park sistemlerini, trafik ışıklarını, binaları, akıllı ölçüm ve şarj sistemlerini birbirine bağlayan dijital bir sistemden bahsediyoruz.


Kophenag’taki bisiklet otoyolu Cykelslangen (Bicycle Snake)

Oslo, Norveç

Norveç, elektrikli araç kullanımının en yaygın olduğu ülkelerden biri. Hatta, 2020’nin sonlarında ülkede elektrikli araçların piyasada satın alınma oranı benzinli araçların oranını geçti. Şehirde elektrikli araçlara ait 2000’den fazla şarj istasyonu bulunuyor. 1 milyon civarında bir nüfusa sahip olan İskandinav şehri Oslo da 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 95% oranında azaltmayı hedefliyor.

Norveç, Oslo havaalanı yakınında 260 dönümlük bir arazi üzerinde teknoloji odaklı işleyen, sürdürülebilir bir akıllı şehir inşa etme planı duyurdu. Bu bölgede yalnızca yenilenebilir enerji kullanılacağı ve sensör tabanlı sistemler vasıtasıyla sokak ve bina aydınlatmasının otomatik olarak gerçekleştirileceği, bunun yanı sıra atık yönetimi ve güvenliğinin de bu sisteme bağlı olarak çalışacağı ifade edildi. Bu akıllı şehir projesinde yalnızca elektrikli araçlara izin verileceği, ancak uzun vadede otonom araçlara geçiş yapılacağı ifade edilmekte.

Akıllı Şehir İnşa Projeleri

Toyota – Woven City

2020 yılının Ocak ayında otomobil üreticisi Toyota, Japonya’daki Fuji Dağı’nın eteklerinde ‘geleceğin şehri’ inşa etme planını duyurdu. Bu şehirde robotlar, yapay zeka, akıllı evler ve otonom sistemlerin birbiriyle bağlantılı olacağı bir ekosistemin kurulacağından bahsediliyor.

Woven City’de enerji ihtiyacı binaların çatılarına kurulacak olan güneş panelleri ile jeotermal enerji ve hidrojen yakıt pillerinden karşılanacak. Fosil yakıt tüketimi olmayacak. Bu fütüristik şehir planında, binaların tasarımı için geleneksel Japon mimarisinden ilham alınarak ahşap gibi doğal, çevre dostu hammaddelerin kullanılması planlanmış.

Yapımına 2021’de başlanacağı söylenen Woven City’de çevre dostu bir tasarım ile inovatif yaklaşımların birbiriyle harmanlandığı bir model oluşturulmuş. Şehirde ulaşım için kısa mesafede bisiklet ve scooter kullanımı, daha uzak mesafeler için ise paylaşımlı araçlar düşünülmüş. Woven City’de ilk etapta 2000 kişinin yaşayacağı ifade ediliyor. Toyota, bu projeyi ‘yaşayan bir laboratuvar’ olarak tanımlıyor.

Suudi Arabistan – Neom

Ekim 2017’de Suudi Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Selman tarafından duyurulan Neom projesi, ülkenin Tebuk Bölgesi’nde kurulması planlanan bir mega şehir. Projenin $500 milyar civarında bir maliyete sahip olduğu söyleniyor.

Neom Projesi kapsamında yine veliaht prens Selman tarafından duyurulan ‘The Line’ adlı projede ise; yürünebilir, karbon nötr ve araçların yer almadığı doğrusal bir şehir inşa edilecek. 170 km’lik eko-şehirde 2030’a kadar 1 milyon kişiye yaşam alanı sağlanması planlanıyor. Yayalar için tasarlanacak olan şehirde, insanların ihtiyaç duyacağı okul, sağlık hizmetleri, toplu taşıma gibi yerlerin yürüyerek en fazla 20 dakikalık mesafe yer alacağı ifade ediliyor.

Moğolistan – Maidar Eko-şehir

Moğol ve Alman mühendis ve şehir planlamacılar tarafından ortaklaşa geliştirilen ‘Maidar eko-şehir’ projesi ile bölgenin Moğolistan’ın yeni siyasi ve dini merkezi haline geleceği düşünülüyor. 2030’a kadar yaklaşık 100.000 kişinin Maidar şehrinde yaşıyor olması planlanıyor.

Panasonic – Fujisawa

Japonya’nın Kanagawa bölgesinde elektronik şirketi Panasonic tarafından inşa edilen Fujisawa Akıllı Şehir’de 2014 yılında 100 ailenin yaşamaya başladığı, şimdi ise bu sayının 2000 civarında olduğu ifade ediliyor. Fujisawa’nın inşa sürecinin tamamen bitmesinin 2022’yi bulacağı söyleniyor.

Panasonic, Fujisawa’yı inşa ederken beş farklı alana odaklanmış; enerji, güvenlik, mobilite, sağlık ve toplum. Temel amaçlar; sera gazı emisyonlarını 70% oranında, su tüketimini ise 30% oranında azaltmak, yenilenebilir enerjinin kullanılan toplam enerjinin 30%’unu oluşturmasını sağlamak. Ayrıca, Fujisawa’daki evlerin 2011’de Japonya’da meydana gelen 9.0 şiddetindeki Tohoku Depremi’nden 1.8 kat daha şiddetli bir depreme karşı test edildiği de ifade ediliyor.

Google – Sidewalk Labs

Google’ın yan şirketi Sidewalk Labs’in Kanada’nın Toronto şehrinin güneydoğusunda yer alan Quayside bölgesinde inşa etmek istediği inovatif akıllı şehir projesi, ‘ekonomik belirsizlikler’ sebebiyle 2020 yılında duyurulan bir haberle iptal edildi. Sidewalk Labs şirketi, söz konusu projeye $1,3 milyarlık yatırım sözü vermişti. Projenin temel amacı, kentsel altyapıyı teknolojik çözümlerle geliştirmek, verimli ulaşım ve enerji kullanımı sağlamaktı. Proje kapsamında Kanada’da kurulacak akıllı şehirde paylaşımlı ve otonom araçlar, hareketli kaldırımlar, yeraltı dağıtım robotları gibi yapay zeka inovasyonlarının yer alması planlanıyordu.

Sonuç itibariyle, akıllı şehir konsepti son dönemde hem teknoloji devi şirketlerin hem de devlet yöneticilerinin ilgi odağında bulunan bir kavram. Bu kavramı yalnızca fütüristik bir senaryo olarak görmek, içerisindeki faydalı uygulama ve stratejileri gözden kaçırmaya sebep olabilir. Hem şehir hayatında bireylerin günlük yaşantısını kolaylaştırması ve toplumsal refah seviyesinin yükselmesine katkı sağlaması, hem de çevre dostu uygulamalarla daha yaşanabilir bir ortam oluşturması, enerji tasarrufu ve hava kirliliğinin engellenmesi gibi hususlarda akıllı şehir uygulamalarının pratikteki faydaları çok fazla. Akıllı şehir dendiğinde ilk etapta yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımın teşvik edilmesi veya dijital sistemlerin şehir hayatına entegrasyonu gibi konular ön plana çıkıyor olsa da, bu kavram bağlamında uygulanan veya stratejik bir hedef haline getirilen örnekler çoğaltılabilir. Yani bir şehre yalnızca iyi bir bisiklet yolu yapmak değil, bu ve benzeri şehir nüfusunun hayatını kolaylaştırmaya ve toplumsal düzende verimliliği arttırmaya yönelik her türlü uygulama bu kapsamda düşünülebilir. Bu sebeple, teknolojik ve inovatif faaliyetlerin ve ‘akıllılığın’ artmaya devam ettiği bir çağda, akıllı şehir kavramı da önemini koruyacak ve bu alandaki yatırımlar gün geçtikçe daha fazla ön plana çıkmaya devam edecektir. Teknolojik anlamda meydana gelen değişim ve dönüşümler, çevre ile uyumlu bir biçimde şehir yaşantısına entegre edildiğinde içinde yaşadığımız alanların sürdürülebilirliği de ciddi oranda artacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer

Japonya Ay’da gıda üretecek

Japon basınında yer alan habere göre Japonya hükümeti, gelecekteki Ay görevleri için gıda üretimi gerçekleştirmeyi hedefliyor. 2030’ların sonlarında Ay yüzeyinde uzun süreli kalışlara başlama hedefinde olan Japonya, Dünya dışında gıda yetiştirmek ve tedarik etmek ve bu alanda teknolojinin gelişimini teşvik etmek için hükümet öncülüğünde bir proje başlatıyor. Japonya Havacılık ve Uzay Araştırma Ajansı, 2030’ların ilk […]

NASA’nın InSight uzay aracı Mars’ta 1,5 saat süren 4,2 büyüklüğünde deprem kaydetti

NASA’nın InSight uzay aracı Mars’ta 1,5 saat süren 4,2 büyüklüğünde deprem kaydetti NASA’nın 2018 yılında Mars’a indirdiği InSight adlı uzay aracı 18 Eylül Cumartesi günü Kızıl Gezegende 1,5 saat süren 4,2 büyüklüğünde bir deprem kaydetti. NASA’nın Jet Tahrik Laboratuvarı’ndan (JPL) yapılan açıklamada bu depremin Mars’ta bugüne kadar kaydedilen en uzun deprem olduğu belirtildi. NASA JPL’in […]